Jersey Süt Nedir? Neden Son Dönemde Bu Kadar Tercih Ediliyor?
Son yıllarda sağlıklı beslenme, doğal ürün tüketimi ve bağırsak sağlığını destekleyen besinler hayatımızın önemli bir parçası haline geldi. Özellikle süt tüketirken artık birçok kişi sadece “süt” olmasına değil; içeriğine, üretim şekline ve sindirime etkisine de dikkat ediyor. İşte tam bu noktada Jersey sütü öne çıkıyor.
Peki Jersey sütü nedir, neden diğer sütlerden farklıdır ve neden bu kadar tercih edilmeye başladı?
Kıvamı daha yoğun, tadı daha aromatik ve besin değeri daha yüksek olan Jersey sütü; özellikle doğal beslenmeye önem verenlerin son dönemde en çok araştırdığı süt çeşitlerinden biri haline geldi.
Jersey Sütü Nedir?
Jersey sütü, adını İngiltere’ye bağlı Jersey Adası’ndan alan Jersey cinsi ineklerden elde edilen özel bir süt türüdür. Bu sütü klasik inek sütünden ayıran en önemli fark; doğal olarak daha yüksek protein, kalsiyum ve süt yağı içermesidir.
Jersey ineklerinden elde edilen süt genellikle:
- Daha yoğun kıvamlı,
- Daha kremamsı,
- Daha aromatik,
- Hafif sarımsı renkte olur.
Sütün bu doğal yapısı özellikle yoğurt, kefir, tereyağı ve sütlü tariflerde daha yoğun sonuçlar elde edilmesini sağlar.
Jersey Süt Yağ Oranı Nedir? Neden Önemlidir?
Jersey sütü denildiğinde en çok dikkat çeken konulardan biri de süt yağ oranıdır. Çünkü Jersey süt yağ oranı, standart inek sütlerine göre doğal olarak daha yüksektir. Bu durum yalnızca sütün kıvamını değil; lezzetini, besleyiciliğini ve kullanım alanlarını da doğrudan etkiler.
Peki süt yağ oranı neden önemlidir?
Süt içerisindeki doğal yağ oranı;
- sütün daha tok tutmasına,
- daha yoğun kıvamlı olmasına,
- yoğurt ve tereyağında daha verimli sonuç alınmasına yardımcı olabilir.
Ayrıca A, D, E ve K vitaminleri gibi yağda çözünen vitaminlerin vücutta kullanılabilmesi için doğal süt yağı önemli bir rol oynar. Bu nedenle son yıllarda insanlar yalnızca “light” ürünlere değil, doğal ve dengeli besin değerine sahip ürünlere yönelmeye başladı.
Özellikle ev yoğurdu yapanların ve yoğun süt lezzeti sevenlerin Jersey sütünü tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biri de budur.
Jersey Sütü ile Normal Süt Arasındaki Fark Nedir?
Birçok kişi tüm sütlerin benzer olduğunu düşünse de Jersey sütü içerik bakımından klasik inek sütünden belirgin şekilde ayrılır.
| Özellik | Jersey Sütü | Normal Süt |
|---|---|---|
| Yağ Oranı | Daha yüksek | Standart |
| Protein | Daha yoğun | Daha düşük |
| Kıvam | Kremamsı | Daha akışkan |
| Aroma | Daha yoğun | Daha hafif |
| Renk | Hafif sarı | Beyaza yakın |
Özellikle kahvede yoğun süt tadı isteyenler, doğal yoğurt yapanlar ve katkısız süt arayanlar Jersey sütünü daha sık tercih etmektedir.
A2 Süt Nedir? Jersey Sütü ile İlgisi Var mı?
Son dönemde sıkça duyulan kavramlardan biri de A2 süt oldu. Çünkü birçok Jersey ineği doğal olarak A2 beta-kazein proteini üretir.
Bazı kişiler klasik süt tükettikten sonra:
- şişkinlik,
- gaz,
- mide rahatsızlığı,
- sindirim problemi yaşayabiliyor.
A2 protein yapısına sahip sütlerin ise sindiriminin daha kolay olduğu düşünülüyor. Bu nedenle hassas mideye sahip kişiler son yıllarda Jersey sütüne daha fazla yönelmeye başladı.
Jersey Sütünün Faydaları Nelerdir?
Daha Uzun Süre Tok Tutar
Protein ve doğal süt yağı oranının yüksek olması sayesinde daha uzun süre tokluk hissi sağlayabilir. Özellikle kahvaltılarda tüketildiğinde gün içinde daha dengeli beslenmeye yardımcı olabilir.
Kemik Gelişimini Destekleyebilir
Jersey sütü yüksek kalsiyum ve fosfor içeriği sayesinde kemik gelişimini destekleyen besinler arasında gösterilir. Özellikle çocuklar, spor yapan bireyler ve ileri yaş grupları tarafından tercih edilmektedir.
Probiyotik Beslenme İçin Güçlü Bir Temel Oluşturur
Bağırsak sağlığı artık genel yaşam kalitesinin önemli parçalarından biri olarak görülüyor. Bu nedenle insanlar probiyotik açısından güçlü beslenme düzenlerine yöneliyor.
Özellikle doğal yoğurt, kefir ve fermente süt ürünleri hazırlarken kullanılan kaliteli sütler oldukça önemlidir.
Jersey sütü ile yapılan yoğurt:
- daha yoğun kıvamlı olabilir,
- daha doğal mayalanabilir,
- katkısız ev yoğurdu için güçlü bir temel oluşturabilir.
Bu nedenle doğal beslenme ve probiyotik tüketimi konusunda bilinçlenen kişiler Jersey sütünü daha sık tercih etmektedir.
Jersey Sütü ile Neler Yapılabilir?
Jersey sütü mutfakta oldukça geniş kullanım alanına sahiptir.
En sık tercih edilen kullanım alanları:
- Ev yoğurdu
- Kefir
- Tereyağı
- Peynir
- Sütlaç
- Muhallebi
- Latte ve cappuccino
- Smoothie tarifleri
Yoğun kıvamı sayesinde özellikle sütlü tariflerde daha dolgun sonuçlar elde edilmesine yardımcı olabilir.
Doğal Jersey Sütü Tercih Ederken Nelere Dikkat Edilmeli?
Jersey sütü tercih ederken sütün doğal üretim süreçlerinden gelmesi, katkı maddesi içermemesi ve güvenilir çiftliklerden temin edilmesi oldukça önemlidir. Günlük tüketimde yoğun kıvamlı ve doğal aromalı Jersey sütü deneyimlemek isteyenler için Uluova Jersey İnek Sütü 3 LT gibi doğal içerikli seçenekler öne çıkabiliyor. Özellikle ev yoğurdu, kefir ve sütlü tariflerde yoğun kıvam ve doğal süt aroması arayanlar tarafından sık tercih edilmektedir.
Jersey Sütü Neden Hafif Sarı Renklidir?
Birçok kişi Jersey sütünü ilk gördüğünde neden sarımsı olduğunu merak eder.
Bunun nedeni süt içerisindeki doğal beta karoten oranının yüksek olmasıdır. Beta karoten aynı zamanda A vitamini öncüsüdür. Bu doğal yapı Jersey sütüne hem farklı bir renk hem de daha yoğun aroma kazandırır.
Sağlıklı Yaşam İçin Doğru Süt Seçimi Neden Önemlidir?
Günümüzde insanlar yalnızca karın doyurmak için değil, daha kaliteli yaş almak için besleniyor.
Doğal içerikli, katkısız ve besin değeri yüksek ürünler tercih etmek;
- günlük yaşam enerjisini,
- sindirim sistemini,
- yaşam kalitesini doğrudan etkileyebiliyor.
Bu nedenle süt seçiminde de kalite her geçen gün daha önemli hale geliyor. Jersey sütü; doğal yapısı, yoğun kıvamı ve besin değeriyle sağlıklı yaşam rutinlerinde öne çıkan süt çeşitlerinden biri olarak görülüyor.
Beyaz Peynir Nasıl Saklanır? Uzun Süre Taze Kalması İçin Öneriler
Beyaz Peynir Nasıl Saklanır? Uzun Süre Taze Kalması İçin Öneriler
Beyaz Peynirin Doğru Saklanması Neden Önemlidir?
Türk mutfağının vazgeçilmez lezzetlerinden biri olan beyaz peynir, doğru koşullarda muhafaza edilmediğinde kısa sürede lezzetini, dokusunu ve tazeliğini kaybedebilir. Özellikle doğal ve katkısız ürünlerde saklama koşulları çok daha önemli hale gelir. Uygun saklama yöntemleri sayesinde peynirin hem raf ömrünü uzatabilir hem de ilk günkü aromasını koruyabilirsiniz.
Doğal üretim anlayışıyla hazırlanan Emirgan Çiftliği ürünlerinde olduğu gibi katkısız beyaz peynirler, doğru muhafaza edildiğinde çok daha uzun süre güvenle tüketilebilir.
Beyaz Peynir Buzdolabında Nasıl Saklanmalı?
Beyaz peynirin saklanması için en ideal ortam buzdolabıdır. Ancak yalnızca buzdolabına koymak yeterli değildir. Peynirin hava ile fazla temas etmesi kurumasına ve sertleşmesine neden olabilir.
Beyaz peyniri saklarken dikkat edilmesi gerekenler:
Peynir Kendi Suyu İçinde Muhafaza Edilmeli
Beyaz peynir mümkünse kendi salamura suyu içerisinde saklanmalıdır. Salamura suyu, peynirin nem dengesini koruyarak daha uzun süre taze kalmasına yardımcı olur.
Eğer peynirin mevcut salamura suyu azaldıysa, içme suyu ve kaya tuzu ile hafif bir salamura hazırlanabilir.
Cam Saklama Kabı Tercih Edin
Plastik kaplar zamanla koku yapabilir ve peynirin aromasını etkileyebilir. Bu nedenle kapaklı cam saklama kapları çok daha sağlıklı bir tercih olacaktır.
Özellikle doğal süt ürünleri tüketirken saklama koşulları ürün kalitesini doğrudan etkileyebilir. Bu noktada beyaz peynir çeşitleri gibi ürünlerin doğru muhafaza edilmesi oldukça önemlidir.
Beyaz Peynir Derin Dondurucuda Saklanır mı?
Evet, beyaz peynir derin dondurucuda saklanabilir. Ancak çözüldükten sonra peynirin yapısında hafif değişiklikler oluşabilir. Özellikle kahvaltılık tüketim için taze saklama yöntemleri daha iyi sonuç verir.
Dondurulmuş peynirler daha çok:
- börek,
- tost,
- omlet,
- fırın yemekleri
gibi tariflerde kullanılabilir.
Beyaz Peynirin Bozulduğu Nasıl Anlaşılır?
Bazı durumlarda peynir tüketim için uygun olmayabilir. Aşağıdaki belirtiler gözlemleniyorsa peynir tüketilmemelidir:
- Keskin ve ağır kötü koku oluşması
- Yapıda aşırı yumuşama veya sümüksü doku
- Küflenme
- Renk değişimi
- Ekşi ve alışılmadık tat oluşması
Katkısız ve doğal içerikli süt ürünlerinde tazelik kontrolü düzenli yapılmalıdır. Özellikle süt ürünleri kategorisi altında yer alan ürünlerin önerilen tüketim sürelerine dikkat edilmesi gerekir.
Beyaz Peynirin Tazeliğini Uzatmak İçin Ek Öneriler
Peynirin daha uzun süre lezzetli kalması için şu yöntemlerden faydalanabilirsiniz:
Peyniri Küçük Parçalar Halinde Saklayın
Tüm peyniri sürekli açıp kapatmak yerine küçük porsiyonlara ayırarak muhafaza etmek hava temasını azaltır.
Metal Temasından Kaçının
Metal kaplar peynirin tadını etkileyebilir. Cam veya BPA içermeyen saklama kapları tercih edilmelidir.
Buzdolabının Uygun Bölümünü Kullanın
Peynir için en uygun alan genellikle buzdolabının orta raflarıdır. Aşırı soğuk alanlar peynirin yapısını bozabilir.
Doğal kahvaltılık ürünler ile hazırlanan dengeli sofralar için kahvaltılık ürünler kategorisine de göz atabilirsiniz.
Beyaz Peynir Tüketirken Nelere Dikkat Edilmeli?
Beyaz peynir yüksek protein ve kalsiyum içeriği sayesinde oldukça değerli bir besindir. Ancak tuz oranı yüksek olabileceği için kontrollü tüketilmesi önerilir.
Daha dengeli bir kahvaltı için:
- domates,
- salatalık,
- zeytin,
- doğal tereyağı,
- tam tahıllı ekmek
gibi besinlerle birlikte tüketilebilir.
Özellikle doğal içerikli tereyağı ürünleri ile hazırlanan kahvaltılar hem lezzetli hem doyurucu olabilir.
Beyaz peynirin uzun süre taze kalabilmesi için doğru saklama koşulları büyük önem taşır. Salamura suyu içerisinde muhafaza edilmesi, hava ile temasının azaltılması ve uygun sıcaklıkta saklanması peynirin lezzetini korumaya yardımcı olur.
Doğal ve katkısız ürünlerde doğru muhafaza yöntemleri ürün kalitesini daha da önemli hale getirir. Siz de sofralarınızda taze ve lezzetli peynirler tüketmek için saklama koşullarına dikkat edebilir, doğal ürün seçeneklerini incelemek için Emirgan Çiftliği süt ürünleri kategorisini ziyaret edebilirsiniz.
Organik tarım nedir?
Organik Tarım: Sağlıklı ve Sürdürülebilir Gıdaların Anahtarı
Günümüzde giderek artan bir şekilde insanlar, sağlıklı ve doğal gıdalar tüketmeye öncelik vermektedir. Bu ihtiyacı karşılamak için organik tarım yöntemleri önem kazanmıştır. Organik tarım, doğal kaynakları koruyan, toprağı ve çevreyi dikkate alan, sürdürülebilir bir tarım modelidir. Peki, organik tarımın ne olduğunu ve neden önemli olduğunu daha yakından inceleyelim.
Organik tarım, sentetik gübreler, pestisitler, genetik modifikasyon ve hormonlar gibi yapay kimyasalların kullanımını reddeden bir tarım şeklidir. Bu yöntemde, doğal kaynakların korunması, biyolojik çeşitliliğin teşvik edilmesi ve toprak kalitesinin artırılması odaklanılan noktalardır.
Organik tarımın temel ilkelerinden biri organik gübrelerin kullanımıdır. Organik tarımda, hayvan gübresi, kompost, yeşil gübreler ve doğal kaynaklardan elde edilen diğer gübreler kullanılarak toprak verimliliği artırılır. Bu sayede, toprakta doğal besin maddelerinin dengesi korunur ve toprak verimini sürdürmek için kimyasal gübrelere olan bağımlılık azaltılır.
Organik tarımın bir diğer önemli yönü zararlı böcek ve hastalıklarla mücadelede doğal yöntemlerin tercih edilmesidir. Biyolojik mücadele yöntemleri, doğal düşmanların kullanılması, tuzaklar, feromonlar gibi yöntemler organik tarımda sıklıkla kullanılan yöntemlerdir. Bu sayede, zararlı organizmaların kontrol altına alınması sağlanırken çevre ve insan sağlığına zarar veren pestisitlerin kullanımı engellenir.
Organik tarımın bir diğer önemli unsuru da genetik modifikasyonun reddedilmesidir. Organik tarım, doğal olarak yetişen bitki türlerinin korunmasına ve çeşitliliğin sürdürülmesine büyük önem verir. Geleneksel tohumlar kullanılarak bitki çeşitliliği teşvik edilir ve genetik olarak değiştirilmiş organizmaların kullanımı engellenir.
Organik tarımın birçok faydası vardır. Organik tarım yöntemleri kullanılarak yetiştirilen ürünler, sentetik kimyasalların kullanılmaması sebebiyle daha sağlıklı ve doğal besin maddeleri içer
eren ürünlerdir. Organik tarım, pestisitlerin ve hormonların kullanılmamasıyla birlikte, gıdalarda kalıntı olasılığını azaltır ve insan sağlığını olumsuz etkileyebilecek kimyasal maddelerin alımını en aza indirir. Ayrıca, organik ürünler genellikle daha yüksek antioksidan içeriğine sahiptir, çünkü bitkiler doğal olarak çevre faktörlerine karşı daha güçlü bir savunma mekanizması geliştirir.
Organik tarımın bir diğer önemli yararı, çevrenin korunmasına katkıda bulunmasıdır. Sentetik gübrelerin ve pestisitlerin kullanılmaması, toprak erozyonunu azaltır, yer altı su kaynaklarını kirletme riskini en aza indirir ve biyolojik çeşitliliği korur. Organik tarım, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını teşvik eder ve tarım faaliyetlerinin çevresel etkilerini azaltır.
Aynı zamanda organik tarım, yerel ekonomilere ve tarım topluluklarına da olumlu katkılarda bulunur. Organik tarım, yerel çiftçilere daha iyi fiyatlarla satış yapma fırsatı sunar ve yerel pazarlarda rekabet avantajı sağlar. Bu da kırsal bölgelerde tarıma dayalı istihdamın artmasına ve yerel ekonomilerin güçlenmesine katkıda bulunur.
Organik Tarımla Yetişen Gıdaların Faydaları
Yemeğinizin nasıl yetiştirildiği, çevrenin yanı sıra zihinsel sağlığınız üzerinde de büyük bir etkiye sahip olabilir. Organik gıdalar, geleneksel olarak yetiştirilen muadillerine göre genellikle antioksidanlar gibi daha faydalı besinlere sahiptir ve gıdalara, kimyasallara veya koruyucu maddelere alerjisi olan kişiler, yalnızca organik gıdaları yediklerinde semptomlarının azaldığını veya kaybolduğunu görebilirler.
Organik ürünler daha az pestisit içerir. Sentetik mantar öldürücüler, herbisitler ve böcek öldürücüler gibi kimyasallar geleneksel tarımda yaygın olarak kullanılmaktadır ve kalıntılar yediğimiz yiyeceklerin üzerinde ve içinde kalmaktadır.
Organik yiyecekler genellikle daha tazedir çünkü daha uzun süre dayanmasını sağlayan koruyucular içermez. Organik ürünler bazen (ancak her zaman değil, bu nedenle nereden geldiğine dikkat edin) satıldığı yere daha yakın olan daha küçük çiftliklerde üretilir.
Organik tarım çevre için daha iyi olma eğilimindedir. Organik tarım uygulamaları kirliliği azaltabilir, suyu koruyabilir, toprak erozyonunu azaltabilir, toprak verimliliğini artırabilir ve daha az enerji kullanabilir. Sentetik böcek ilaçları olmadan çiftçilik yapmak, yakındaki kuşlar ve hayvanlar ile çiftliklerin yakınında yaşayan insanlar için de daha iyidir.
Organik olarak yetiştirilen hayvanlara antibiyotik, büyüme hormonu verilmez. Çiftlik hayvanlarını organik olmayan yollarla beslemek deli dana hastalığı riskini artırır ve antibiyotik kullanımı antibiyotiğe dirençli bakteri türleri oluşturabilir. Organik olarak yetiştirilen hayvanlara, hareket etmeleri ve dış mekanlara erişmeleri için daha fazla alan verilir, bu da onların sağlıklı kalmasına yardımcı olur.
Organik et ve süt bazı besinler açısından daha zengin olabilir. 2016 Avrupa araştırmasının sonuçları, organik et ve sütte omega-3 yağ asitleri de dahil olmak üzere belirli besin seviyelerinin geleneksel olarak yetiştirilen versiyonlara göre yüzde 50’ye kadar daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Organik gıdalar GDO içermez. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO’lar) veya genetiğiyle oynanmış (GE) gıdalar, en yaygın olarak pestisitlere karşı dirençli olmak veya bir insektisit üretmek için DNA’sı doğada veya geleneksel melezlemede gerçekleşemeyecek şekilde değiştirilmiş bitkilerdir.
Balkabağı çorbası nasıl yapılır?
Kış aylarının vazgeçilmez sebzesi bal kabağının, kabak tatlısı hariç tadına hiç baktınız mı? Yine de geç kalmış sayılmazsınız. İşte Diyetisyen Emre Uzun’dan bal kabağı çorbası tarifi…
Malzemeler
1 yemek kaşığı saf tereyağı
1 bardak doğranmış soğan
4 bardak küp kesilmiş bal kabağı
1 büyük sakız kabağı
1/2 çay kaşığı toz kakule
1 çay kaşığı toz rezene
1/4 çay kaşığı acı kırmızıbiber
1/4 çay kaşığı toz kişniş
2 çay kaşığı kimyon tohumu
2 yemek kaşığı küp kesilmiş taze zencefil
TARİF: Soğanları yarı saydamlaşıncaya kadar zencefil dışındaki baharatlarla saf tereyağında soteleyin. Küp kesilmiş bal kabağı, doğranmış zencefil ve dilimlenmiş sakızkabağını düdüklü tencereye koyun ve yaklaşık 6 bardak su ekleyin. Soğanları ve baharatları çorbaya katın ve bal kabağı yumuşayıncaya kadar pişirin. El blenderi ile püre haline getirin. Damak zevkine göre biraz daha saf tereyağı ve deniz tuzu ekleyebilirsiniz.
1200 Çeşit Ata Tohum Biriktiren Nar Anne

60 yıldır topladığı 1200 çeşit ata tohumuna gözü gibi bakıyor
“Nar anne” olarak anılan 66 yaşındaki emekli ilkokul öğretmeni Nardane Kuşçu, Kocaeli’nin Kandıra ilçesindeki çiftliğinde kurduğu tohum bankasında 1200 çeşit ata tohumunu özenle muhafaza ediyor.
Adana’da babaannesinin yönettiği çiftlikte dünyaya gelen Nardane Kuşçu‘nun ata tohumlarına olan tutkusu çocukluk yıllarına kadar uzanıyor.
Nardane Kuşçu’nun tohumları koruma ve gelecek nesillere aktarma çabası henüz 6 yaşındayken babasının yediği karpuzun çekirdeklerini saklamasıyla başlıyor.
Tohum toplamaya öğrencilik ve öğretmenlik yıllarında da devam eden Kuşçu, emekli olduktan sonra tohumlarının sürdürülebilirliğini sağlamak adına organik tarım çiftliği kurdu.
Nardane Kuşçu, emeklerle biriktirdiği 1200 çeşit ata tohumunu Narköy adını verdiği Kandıra’daki 120 dönümlük çiftlikte ekerek gelecek nesillere aktarmaya çalışıyor.
Nardene Kuşçu, yetiştiği kültürün içerisinde çiftçiliğin büyük yer kapladığını belirterek, tohum macerasının 6 yaşında başladığını söyledi.
Bir gün karpuz kestiklerini ve çekirdeklerini alıp babasına öyle servis ettiğini anlatan Kuşçu, “Babam ‘Nar beni çok şımarttın, karpuzun tohumunu bile ayıklamışsın.’ dedi. Öyle başladı maceram. Sonra bu giderek bir tutkuya dönüştü.” diye konuştu.
Kuşçu, yolunun düştüğü her yerde dağlara, köylere gittiğini dile getirerek, “Oralarda ninelerde olur genel olarak. 2 tohum, 3 tohum… Gözüne bakmadığına vermezler. Ben de vermem, kız verir gibi veririm. Bulunduğum her yerde saksılara bile ekerek, tedbir alarak, saklayarak bir hayli tohumum olmuş oldu.” ifadelerini kullandı.
“1200 çeşit tohum var”
Yıllarca ilkokul öğretmenliği yaptığını emekli olduktan sonra tarım çiftliği hayalini gerçekleştirmek için harekete geçtiğini anlatan Kuşçu, şöyle devam etti:
“Temeldeki şey artık değişen koşullardı. Bizim temiz gıdaya ihtiyacımız vardı. Çok uzun süredir biriktirdiğim atalık tohumları sürdürebilmek adına ekilmemiş topraklar bulup onları ekmek istiyordum. Bir yandan deneyime dayalı eğitimler yapmak vardı. Böylece Kandıra’da Narköy’ü kurmuş olduk. Burada ekim dikim faaliyetleri, peynir ve ekmek atölyeleri, doğa yürüyüşleri gibi etkinliklerimiz var. Onun dışında kurumsallar için de ihtiyaca göre tasarlanmış eğitimler veriliyor.”
Kuşçu, topladığı tohumları sakladığı odanın çiftliğin adeta kalbi olduğunu vurgulayarak, “Tohumları saklayabilmek adına 14 derece sıcaklıkta, yüzde 50 nem oranına sahip bir oda yaptık. 1200’den fazla atalık tohumu var. 200-300 çeşit de deneme tohumları var.” şeklinde konuştu.

“Selanik’ten gelen tohumu üretiyoruz”
Tohumların çok özel hikayeler barındırdığına dikkati çeken Kuşçu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tohum daha çok kadın eliyle toplanır ama dedeler de var. Burada Selanik’in Şapçı köyünden Nuri Bayraktar dedenin susam tohumu var. O öldükten 15 yıl sonra, eşi gönderdi. Torunu Gülnur, kızımın çok yakın arkadaşı. Babaanne bizim çiftlikte çekilen fotoğrafları görüyor ve etkileniyor. Bir avuç tohumu Gülnur’a veriyor, ‘Dedenin susam tohumunu ben ancak Nar hanıma veririm.’ diyor. O şekilde gelmiş oldu. Şimdi onu üretiyoruz, dağıtıyoruz.”
Kuşçu, ticari olsun ya da olmasın her tohumdan en az 3 kök de olsa ektiklerini anlatarak, “Tedbir alırız, olabildiğince ekeriz. 70-80 dönümü bulur bizim yaptığımız ekim.” dedi.
En öncelikli hedefinin çocukların tohumları ekmeyi ve üretmeyi öğrenmesi olduğunu vurgulayan Kuşçu, “Gıdaya erişim her canlının hakkıdır, her evde bir tohum bankası olmalıdır. Bunu yapabilirsem rahat gideceğim eve. Ev dediğim de nereden geldiysek orası.” ifadelerini kullandı.








